Sürdürülebilirlik İletişimi, İletişimin Sürdürülebilirliği

Scroll down to content

Müşterilerimizden DİMES, Sürdürülebilirlik İletişimi alanında ödül aldı. Sürdürülebilirlik Akademisi tarafından verilen bu ödül, hepimiz için bir gurur ve heyecan kaynağı. Üniversite, özel sektör, kamu ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan, sürdürülebilirlik konusunda uzman bir jüriden en yüksek oyu ve aynı zamanda jüri üyelerinin en az yarısından en yüksek oyu almış olmayı, çok somut bir başarı olarak görüyoruz.

DİMES SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK İLETİŞİMİ ÖDÜLÜ KUTLAMA FOTOSU
Ozan DİREN, Duygu Süleymanoğlu, Mert Birdoğan, Esra Alagöz, Ali Akkın, Süheyla İlhan

PRactice açısından bu başarının en heyecan verici tarafı, oluşturduğumuz iletişim öyküsünün yalınlığı ve sahiciliği.

Yalın dememizin nedeni, ödül alan iletişim öyküsünün temelini, bir sosyal sorumluluk inisiyatifinin ya da PR odaklı bir projenin değil; doğrudan doğruya DİMES’in iş modelinin, kurumsal mirasının, işe ve hayata bakışının anlatımının oluşturması.

Sahici dememizin nedeni ise, bu öyküde anlatılanın, şirkete yakıştırılanlar değil, gerçekte var olanlar olması.

DİMES’in öyküsüne kısaca değinelim burada.

Bu öykü, kendisi de hayata her zaman başka bakan DİMES kurucusu M. Vasfi Diren’in insan ve doğa için değer üretme tutkusuyla başlıyor; her zaman daha iyi yapma azmiyle şekillenen seçimler ve tercihlerle devam ediyor.

DİMES, işini, doğanın mucizesi, tarım üreticisinin emeğinin ürünü meyvelerin, herkes için, her zaman, her yerde ulaşılabilir olabilmesini, yeterli miktarda tüketilebilmesini; bu ürünleri hayatına katan tüketicinin seçiminin de doğaya, çiftçinin emeğine ve ekonomiye değer katmasını sağlamak olarak tanımlıyor.  Bu amaçla insanlar için faydalı ve eğlenceli, tarımsal kalkınma ve ülkemiz ekonomisi açısından da katma değerli ürünler geliştirip, sürdürülebilir bir değer zinciri sunuyor.

Bu iki paragraftaki kelimeleri biz bir araya getirdik, ancak bu öykü DİMES’in işine ve hayata bakışından kaynaklanıyor, markanın ruhunu, ürünlerin karakterini oluşturuyor.

DİMES’le iş birliğimizin başarısı, daha ilk toplantımızdan itibaren, bir öyküye sahip olduğunu görmemizden ve bu öyküyü iyi anlatabileceğimiz konusunda hemfikir olmamızdan kaynaklanıyor.

Bugün pek çok kurum, kuruluş ve organizasyon, ticari faaliyetlerinin ve ayak izlerinin dünya üzerindeki negatif etkilerini bertaraf etmek için ekonomik, sosyal ve çevre odaklı Kurumsal Sosyal Sorumluluk uygulamalarına odaklanıyor, bunu da iletişimde sürdürülebilirlik ana başlığı altında işliyorlar.

Öte yandan kuruluşundan bu yana yolculuğuna, tüm tercihleri ve kararlarıyla tarımsal üretim ve insan beslenmesi için olumlu etkiler içeren ayak izleri bırakarak devam eden DİMES’in doğa ve İnsan için her zaman daha fazla değer üretme azmiyle verilen iş kararları ve yapılan tercihlerle büyüyen bir iş modeli olarak geleceğe uzanan öyküsü, sürdürülebilirlik kavramının somutlaşmış bir örneğini oluşturuyor.

DİMES’in, ticari faaliyetlere ve hayata başka bakıp, bu bakışla alınan kararlarla Doğa ve İnsan arasında bir değer zinciri kurmanın mümkün olduğunu ispat eden sürdürülebilir iş modeli, iletişim öyküsüyle bu yönde ilham veren bir örnek oluşturuyor.

Nitekim, Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat Sungur, ödül törenindeki kısa ve anlamlı konuşmasında, net bir şekilde “Sürdürülebilirlik sosyal sorumluluk değil, doğrudan doğruya bir iş modelidir” vurgusunu yaptı.

Müşterimizi çok seviyoruz, ancak öyküsünü uzun uzun anlatmamızın nedeni bu sevgimiz değil. İş modeli ile örnek oluşturduğu Sürdürülebilirlik konusunu herhangi bir zorlamaya gerek duymadan, doğal olarak içerisinde barındıran bir marka ve öyküyü farklı platformlarda anlatma becerisi, sürekli gelişimle hem bu öykünün hem de iletişiminin sürdürülebilir olmasını da sağlıyor.

Günümüzde albenisi oldukça yüksek olan Sürdürülebilirlik ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk konularını bu yönden ele almak, gerek gerçekleştirilecek çalışmaların, gerekse iletişimin modelini bu doğrultuda kurmak, öncelikle iletişime hem sahicilik, hem de sürdürülebilirlik değeri katacaktır. Diğer yandan, yapılan çalışmaların dünya ve insan için sahici ve sürdürülebilir değerler üretmesini de güvence altına alacaktır.

Sürdürülebilirlik ve Sorumluluk, Şirketlerin Yegane Karlı Olma Yoludur

“Bir şirketin yegâne sosyal sorumluluğu, karını yükseltmektir.”

Bu cümle, geçtiğimiz yüzyılın en önemli, bir kadar da tartışmalı ekonomistlerinden Milton Friedman’ın 1970 yılında The New York Times Magazine’e yazdığı bir makalenin başlığı. Makalenin konusunu da oluşturan “Friedman Doktrini”, özetle, şirket hissedar ve sermayedarlarını ekonominin itici gücü olarak tanımlar ve şirketlerin sosyal açıdan sorumlu olduğu tek grup olarak nitelendirir. Friedman, şirketlerin karlarını maksimize etmelerinin ve bu karı bir kısmını, yatırımcı olarak aldıkları riskin karşılığı olarak sermayedar ve hissedarlara aktarması gerektiğini savunur. Böylece yatırım ve ekonomik aktivitenin sürdürülebilir olacağını ima eden Friedman, hissedar ve sermayedarların -istedikleri takdirde- ellerindeki maddi kaynakların bir kısmını sosyal inisiyatiflere aktarabileceklerini; bu kararı da işi yönetmek için atanan yöneticinin değil, bizzat kendilerinin alması gerektiğini söyler.

Oysa günümüzde, şirketlerin karlılıklarını, rekabetçiliklerini, hatta var oluşlarını devam ettirmelerinin yolu Sorumlu ve Sürdürülebilir iş modelleri oluşturabilmelerinden geçiyor. Sorumluluktan kasıt, göstermelik, düzensiz, kısa süreli ‘KSS Projeleri’ yapıp, projeye aktarılan kaynağın 5 katını görünürlüğe ayırmak değil elbet.

Günümüzde tüketiciler ve içerisinde yaşadıkları toplumlar, beğeni, sadakat ve aidiyet gibi kavramları, üretilen ve paylaşılan değerler üzerinden nitelendiriyorlar. Ürün ve hizmetlerine alıcı, şirkete nitelikli insan kaynağı, yatırım için finansman çekmek isteyen şirketlerin “üretim ve operasyonel faaliyetlerinin ayak izini bertaraf etmesi”, “kültürel değerlerin ve doğal varlıkların korunması”, “toplumsal gelişimin desteklenmesi” gibi alanlarda KSS çalışmaları yapmaları bu açıdan önem taşıyor. Diğer yandan, çevresel, kültürel ve ekonomik açıdan daha iyi bir şartlarda yaşayan bir toplum, şirketler için nitelikli insan kaynağından tüketim alışkanlıklarına, finansman sağlığına birçok alanda daha olumlu bir iklim ortaya koyar. Şirketlerin değeri, içerisinde yer aldıkları toplumların genel refah düzeyi ile doğrudan orantılıdır.

Öte taraftan KSS çalışmaları, günümüzün sürdürülebilirlik anlayışın sadece bir parçasıdır. Şirketlerin kültürel ve topluma gelişime yaptıkları katkı, faaliyetlerinin çevresel ayak izini bertaraf etme ve daha nitelikli bir çevre için çabaları çok değerli. Ancak günümüzün iş modellerinin sadece sorumlu değil, aynı zamanda sürdürülebilir olması da gerekiyor.

Sürdürülebilir İş Modelleri

Burada sermaye ve yönetim vizyonunun önemi devreye giriyor. Bir iş modelinin sürdürülebilir olması için, ana odağın hammaddenin ilk aşamalarından başlayarak, ürün ve hizmetler, üretimden tüketiciye değer zinciri ve çevresindeki tüm paydaş kitleleri, onların aileleri, etki sahibi fikir önderleri, kısacası hayatlarına dokunulan ya da dokunma olasılığı olan herkes ve bu hayatlara dokunma olasılığı olan diğer herkes için değer üretmek olması gerekiyor. Dahası üretilen değerlerin, bu zincirin tamamı üzerinde kapsayıcı bir etkiyle paylaşımı da önem taşıyor. Tüketici tercihlerinde ani bir değişimin, rekabetten gelecek inovatif bir atağın ya da güçlü bir ürünün, ekosisteminize etki eden ekonomik ve kültürel koşullarda beklenmedik değişim ve gelişmelerin karşısında dirençli olabilmenin yolu buradan geçiyor.

Sürdürülebilir ve kapsayıcı nitelik taşıyan iş modelleri, aynı zamanda, ürün ve hizmetlerin tüketici tarafından değeri ayarında ilgi görmesinin, potansiyel yatırımcılar, piyasa düzenleyicileri ve kamuoyu etkileyiciler üzerinde olumlu etki ve izlenim bırakmak için de büyük önem taşıyor.

İletişimin Sürdürülebilirliği

Sürdürülebilir iş modeli, sürdürülebilir iletişimin de yolunu açıyor. Günümüzün iş dünyası liderleri, bu gerçeğin çok iyi farkında oldukları için sahip oldukları inovatif fikirleri, iş uygulamalarını ya da sürdürülebilirlik adına yapılan çalışmaları, kapsayıcılık üzerine kurulu bir öyküyle aktarıyorlar; bu nedenle de dünya çapında Fikir Önderi olarak saygı görüyorlar.

Bu noktada iletişim profesyonellerinin de bu öykülerin yapılandırılmasında ve aktarımında sürdürülebilir modeller oluşturabilmesi gerekiyor. İletişim profesyonellerinin çok sevdiği bir söz vardır: “İletişim, progresif bir süreçtir.”

Bu güzel olduğu kadar doğru da bir saptama. Diğer yandan, bu sözün altını doldurabilmek önem taşıyor. İletişim profesyonellerinin, müşterilerinin işine ve itibarına sürdürülebilir ve somut katkı sağlayabilme yeteneğini ortaya koyması gerekiyor. Bunun için de işin yörüngesini ezberler ve alışkanlıklar yerine müşterinin işi, hedefleri, ihtiyaçları ve bunların toplumsal beklenti ve dinamiklerle örtüşmesinin oluşturması gerekiyor.

Bunu doğru bir şekilde yapabildiğinizde, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı bir öykü oluşturup, bu öyküyü içselleştirmeyi mümkün kılan, samimi ve sahici bir dille, paydaşlara aktarmak, progresif ve sürdürülebilir iletişimi kurgulamak mümkün oluyor.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: