Farklılık Yönetimi ve Kapsayıcılık

Scroll down to content
Önce eşimizin dostumuzun Facebook profil fotoğraflarında renkli efektler gördük, bunların farklı kurumsal hesaplarca benimsenmesine tanık olduk. Sonra LGBTİ hakları ile ilgili haberler, anekdotlar, hatta yabancı kanallarda TV dizi lansmanları geldi. Bunların her biri, 28 Haziran 1969’da ABD’de gerçekleşen bir ayaklanmanın yıldönümünde düzenlenen ‘Pride Parade’ – Onur Yürüyüşü etkinliğinin gelişine işaret etti.

28 Haziran günü İstanbul’da olanlar ise – eylemlere müdahaleden, sokakta sergilenen şovlara, bireysel ve toplumsal her görüntüye – farklı bir gündem oluşturdu. Bireylerin, STK’ların, kurumların, hatta iletişim profesyonellerinin davranışlarını, okuyanı olsa kendi krizini yaratacak açıklamalarını gözlemledik. Spesifik hadiseler, doğrular, yanlışlar bu yazının konusu değil. Bu yazının asıl konusu, önümüzdeki dönemde sadece Pazarlama İletişimi, Kurumsal İletişim, İtibar Yönetimi gibi PR odaklı konuları değil, siyasi açılımlardan ekonomi politikalarına, toplumsal barış ve huzurun sürdürülebilirliğinden kültürel değişimlere birçok alana damgasını vuracak olan çok önemli bir dinamiğe hazır olmadığımızı ortaya koydu.
 
İletişimcinin her şeyden önce, toplumu ve gündemi ezberlere ve kolaya kaçmadan, çözüm odaklı bir gözle okuyabilmesi gerekiyor. Bir değişim geliyor ve Peter Drucker’in dediği gibi değişime ya liderlik edilir, ya da gerisinde kalınan değişime yetişebilmek için enerji sarf edilir.
 
Geçtiğimiz 10 – 15 yıl içerisinde küresel ajandada giderek artan önemde yer edinen iki konu, Kurumsal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik, iletişim profesyonellerinin, danışmanlarının ve firmaların radarına girdi. Kimi öncü davranışlar, başarılı uygulamalar, etkili adımlar ve etkin iletişim programları görünürlüğü algıya, algıyı itibara dönüştürmekte başarılı oldu. Öte yandan nitelikli stratejiden ya da Fikir Önderliği vizyonundan uzak adımlar, ‘bedava reklam’ peşinde koşan kurumların ya da ‘müşteriden ekstra gelir elde etmeyi’ hedefleyen PR şirketlerinin kolaycı ve ezberci uygulamaları, zaman zaman yılsonu raporlama sunumlarında fiyakalı birer başlık olarak yer aldı, zaman zaman da şirketleri yeni ajans arayışlarına itti. Netice olarak doğru okuma, doğru vizyon ve doğru uygulama ilerleme getirdi, bunu başaramayanlar ise –kendileri fark etmemiş olsalar da – vasatın tuzağına saplandı kaldı. Bu durum sadece Türkiye için değil, tüm dünya için geçerli.
 
Bugün, en az Kurumsal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik kadar önemli yeni bir başlık, dünya ajandasında yükselişini sürdürüyor. Büyük resme bakabilme yeteneğine sahip olanlar, bu başlığın diğer ikisi ile olduğu kadar, Sosyal Medya, Paydaş Yönetimi, Fikir Önderliği gibi önemli konularla bağlantısını okumakta zorluk çekmiyor. Bu yeni konu, her zaman olduğu gibi doğru vizyon ve doğru uygulama ile işlendiğinde bireye ve topluma fayda, kurumlara itibar olarak değer katmanın en önemli namzetleri arasında yer alıyor. Farklılıklar ve Kapsayıcılık Yönetimi’nden (Diversity & Inclusion) söz ediyoruz.
 
Farklılıklar toplumun ta kendisi, Kapsayıcılık Yönetimi ise içerisinde bulunduğumuz bilgi, iletişim ve karşılıklı etkileşim çağında toplumun ahengini sağlama sanatıdır.
 
Yaşlar, kuşaklar, cinsiyetler, beğeni ve ilgi alanları, etnik, kültürel, din bazlı kimlikler… Toplumları güçlü kılan farklılıklardır. Ancak günümüzde, tüm toplumlarda, farklılıklar kimlik bazlı ayrışmalara dönüşebiliyor. Kuşak, cinsiyet, beğeni ve ilgi alanları bazlı, ya da etnik, kültürel, dini kimlikler kaynaklı farklılıklar, toplum içerisinde bir ayrışma unsuru olarak görülüyor; bu da ötekileşme -ötekileştirme refleksine ve buna bağlı kutuplaşmaya, kutuplaşma da doğal olarak mental bariyerlere yol açıyor.
 
Kutuplaşmanın, mental bariyerlerin, farklılık nedenli sürtüşmelerin kendini gösterdiği her noktada şunu akılda tutmak gerekiyor: Böyle olaylarda ‘öcü’ler ve ‘mağdurlar’ var; ancak herhangi bir sürtüşmede bir taraf ne kadar mağdursa, ‘öteki’ taraf(lar) da en az o kadar mağdur. Buradaki ‘öcü’ ise, öteki ön yargısı, ötekileştirme dürtüsü, hatta ötekileştirilmiş olma hissinin getirdiği savunma refleksi. Asıl mücadele edilmesi gereken tuzaklar burada.
 
Bir futbol takımının taraftarları, bir fabrikanın ya da bir ofisin çalışanları, bir şirketin insan kaynağı, bir markanın takipçileri ve müşterileri, kanaat önderleri, medya mensupları, hatta akademisyenler, regülasyon temsilcileri, analistler … Hedef kitleler ve paydaşlar, aslında homojenlikten uzak bir yapı sergileyen, kendi farklılıklarını içerisinde barındıran mikro toplumlardır. Farklılık Yönetimi ve Kapsayıcılık İletişimi konusunda kendini geliştiremeyen, “Babaannem de yemeni takardı”, “Benim de eşcinsel arkadaşlarım var”, “farklı etnik kimliklerden kişilere iş veriyorum” kolaycılığını ve ezberciliğini aşamayan iletişim profesyonelleri, yöneticiler ve danışmanları da, markaların ve kurumların itibar skorlarının neden düşük çıktığını, çalışanlar arası kurumdaşlığın sadakatinin neden zayıf olduğunu, satışlar bu kadar iyi giderken neden bu kadar çok krize maruz kaldıklarını, siyasi ilişki ve iletişim ustalığının nasıl olup da istenilen sonuçlara dönüşmediğini düşünüp düşünüp duracaklardır. Üstelik bu sefer, ürün satışından para aktarıp fabrikanın yanındaki arsaya ağaç dikip, “Acaip KSS yaptım, hem de Çevresel Sürdürülebilirlikte öncü oldum” demek de pek işe yaramayacaktır.
 
Bu tuzakları ve bunlara bağlı algı bariyerlerini aşmak, paylaşılan değerler ve ortak beklentiler üzerinden içerik geliştirmek, farklılıklara saygı göstermek, değer vermek, farklılıkları desteklemekle mümkün. Böylece farklılıklardan kaynaklanan toplumsal çeşitliliğin gücü, yeni fikirler, yeni bakış açıları sağlayan, gelişim ve inovasyonu destekleyen bir sosyal enerji unsuru olarak iş dünyası ve toplum açısından önemli bir değere dönüşebilir.
 
Farklılıklar ve Kapsayıcılık Yönetimi, bu nedenle yakın geleceğin en önemli topluma katkı ve Fikir Önderliği platformları arasında ön sıralarda yer alıyor.
Öte yandan, kolaycılık ve ezberciliğin getireceği vasat tuzağı, özellikle iletişim danışmanları ve müşterileri açısından burada kendini daha güçlü hissettiriyor. Burada atılacak yanlış bir adım, samimiyetsiz bir yaklaşım, beklenmedik durumlara ve zararlara yol açabilir.
 
Bundan kaçınmanın yolu, önce niyetten geçiyor. Bu tür alanlarda atılan adımlar ‘ben de’ ya da ‘süs olsun’ bakışından değil, ‘insan ve toplum için doğru olanı yapmak’ kararlılığından kaynaklandığında yol haritası doğru bir noktadan başlıyor. Bundan sonrasında ise iş, egolardan, ‘ben bilirim’ den uzak, ‘para kazanmaktan’ ziyade ‘değer üretmeye’ odaklı bir uygulama iradesine ve iş ortaklığına geliyor. Farklı kimliklerin farklı bakış açılarına hitap edebilen, kapsayıcı olabilen, altı gerçekten dolu bir iletişim öyküsü ve bu öykü için aynı kapsayıcılıkta bir aktarım platformu kurgulayabilmek gerekiyor.
Bu şekilde geliştirilecek bir iletişim yol haritasının ve buna bağlı doğru uygulamaların, sağlayacakları itibar ve rekabet avantajının da ötesinde, kuruma ve markaya, gerçek bir Fikir Önderi konumlaması kazandıracağı; ayrıca yayacakları enerjiyle daha huzurlu bir toplumsal yaşam ortamına katkıda bulunacağı açıktır.

 

 
Burada atılacak yanlış adımlarla düşülecek vasat tuzağını ise, Jerry Seinfeld usta 20 yıl önce çok güzel karikatürize etmiş: https://www.youtube.com/watch?v=mgeKRMU2_o8.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: